Bağımlılık bireylerin, kendilerinin ruhsal ve bedensel sağlığına
ya da sosyal yaşamına zarar vermesine karşın, belirli bir eylemi
yinelemeye yönelik önüne geçilemez bir istek duymaları halidir.
Bağımlılık yapan maddeyi vücuduna tanıtan insanın
hayatının her anında o madde ile ilişki içerisinde olması
kaçınılmazdır. Bu ilişki insanın özel hayatının pek çok alanını
kapsar ve insanın diğer tüm maddi-manevi ihtiyaçlarının önüne
geçer.
Keyif verici veya uyuşturucu maddelerin kullanımı insanlığın
tarihi kadar eskidir. Tıbbi terminolojide psikotrop madde (Psikotrop
drug ) olarak tanımlanan bu kimyasallar insan beynine etki ederek
insan davranışını değiştirirler. Uzun süre kullanım ile beyinde
hasar oluşturarak tedavi gereken klinik durumlar ortaya çıkar.
Ruhsal yaşantıyı değiştiren ve bozan bu kimyasallar her insanda
farklı tepkilere neden olur. Genel olarak geçici keyif verir daha
sonra ise ruhsal bozulma yapar. Bazı kişileri ağlatır rahatlatır,
bazı kişileri güldürür rahatlatır, bazı kişileri saldırgan yapar,
bazı kişileri suçlayıcı, bazı kişileri içine kapanık yapar.
Sonuçta bu psikotrop maddeler yüksek beyin kontrolünü bozar,
kişiliğin arka planını ortaya çıkarır ve sosyal ilişkilere zarar
verir. Psikotrop maddelerden sayılan sigara ve kafein ise daha çok
kişinin kendi sağlığına zarar verir. Nikotinizm ve kafeinizm
oluşarak bağımlılık ortaya çıkar. Alkol, eroin, esrar grubu
psikotrop maddeler kişinin kendisine zarardan çok önce kişinin
davranışlarını değiştirdiği için toplumsal rolüne zarar verir.
BAĞIMLILIĞIN ÜÇ AYAĞI
Birinci ayak
maddenin kendisidir, özgün belirtilere neden olur.
İkincisi bireyin
kişilik yapısıdır.
Üçüncü ayağı ise
kişinin bulunduğu bağımlılık alt kültürüdür.
Bağımlılığı ele
alırken bu üç boyutu birlikte değerlendirmek ve tedavide birlikte
plan yapmak gerekmektedir.